Ocak 2011
14 gönderi
bir sürü bira içtim fakat çişim gelmedi. ya tam yatarken gelirse. ben bu korkuyla yatamam mk. biraz daha oyalanayım.
boyu posu falan fıstık.
Açıklamak istediğim bir kaç şey var. Berrak Tüzünataç süper güzel bir kadın. Gözleri ağır renkli. Saçları çok dalgalı güzel; burnu şiir gibi. Dudakları bir şey anlatıyor ama ne? Bunu düşüneceğim. Çok kocaman göğüsleri olmaması gayet iyi, suratından başka hiçbir yerine bakmak istemiyorum. Boyu posu falan yerli yerinde. Bana öyle geliyor ki bir kaç kilo da fazlası var; ama ne güzel var. Sana...
Bir gün tanışacağız, arkadaşlığımızın arkadaşlık düzeyinde kalmayacağını bilerek...
– emrah serbes, güzelim.
The Tudors’u “Alem buysa, kral benim!” sloganıyla yayınlayan...
– senin var ya kalabını skim
Aferin! Ben şişireyim sen söndür balonu. Canım kardeşim, bak kardeşim diyorum, biliyorsun ben zaten yüksek oranda vasıfsız bir adamım; yarım kalıyor her işim, takatim yok yapmak istediğim işlere. Sen bunu biliyorsun diye tahmin ediyorum. Belki de yanılıyorum fakat.. Her neyse ablacım. Ağzına sıçayım yani içimde bulunduğum durumun. Ağzına.
çok net.
Türkçe; 37,5 Net
Sosyal; 37,5 Net
Matematik 34,25 Net
Fen; 10 Net
Evet Ygs’de tam olarak bu netleri çıkartabilirsem, istediğim bölüme giriyorum. Ulan okul puanım 39 olmasaydı ne güzel olurdu. Ağzıma sıçayım.
emin değil.
Emin değilim. Akşam Dostoyevski okuyacak cesareti kendimde bulabilecek miyim? O kadar korkuyorum ki Dostoyevski ile aynı fikirde olmaktan. O kadar emin değilim ki yeni bir şehre alışıp alışamayacağımdan. Gerçi nelere alışmıyor ki insan. Okumak, büyük adam olmak bana yakışır mı dersin? Aynı oyunu daha kaç kez oynayabilirim, bunun yarışına girmek istemiyorum.
Yeni bir dil öğrenebilir miyim? Buna...
Güvercin, pencerede kopan alkış
– Melih Cevdet Anday
“Tanrı yoksa, ona inanmış olmakla ne kaybedeceksiniz? Ama eğer bir de tanrı varsa, o zaman ona inanmamanın tehlikelerini düşünün” diyor, Blaise Pascal.
Bana kalırsa bu düşünce, son derece kurnazcadır; tabii bir o kadar da acizce. Bu öylesine dogmatik ve inançsız bir tavır ki güzel bir kelime oyunundan öteye gidemiyor. Tanrı -eğer varsa- bu düşünceyi şiddetle reddederdi; böylesine...
almadan edemeyeceğimiz bir selam gibi aynada kendimize verdiğimiz onay. yalınız, sosyopat değil. kalorifer petekleriyle aynı dili konuşan -kafasını dinleyen- adam; birine bir şey sormak istemesine rağmen, aynı zamanda, birini hiçbir şekilde rahatsız etmek istemeyen erdemli adam. dinle beni. farkında mısın yaşlılık ne iğrenç bir şey. ne kadar zavallı edecek zaman bizi. patlayan ampulleri anımsatan...
TUT Kİ BEN
tut ki sen bir şiiri çok iyi yazsan
ya da çok iyi bir şiir yazsan...
– Turgut Uyar, güzelim.
sahil kırmızısı günler bunlar. kırmızının yanlış olanı. yakışmayan bir ümidi neden giyersin ki üstüne. hadi, gir de kabine yeni bir şeyler dene üstüne. aslında bakarsan memnun olduktan sonra derinden, değiştirmen anlamsızdır esvabını. mesela bembeyaz bir kadın çıkarmasın n’olur puankare desenli -diz üstünü sınır belleyen- elbisesini. yılanlar doğuştan sabıkalı olduklarından değiştirmek...
Kibirli parmaklarım her zamankinden sert dokunuyordu piyanonun tuşlarına. Canı yanan tek kişi bendim, kan sıçradı piyanoya. Beynim. Beynime de. Yapayalnız grilikler dört duvarımı on sekiz eş parçaya böldü. Çıkamıyorum. Nasıl katmerli ve kuvvetliyse artık, yapamıyorum. Piyanoyla göz göze gelmekten korkuyorum o kadar beyazdı ki. Bir rüzgar tam içimden geçiyor, bunda başka sebepler aramıyorum....