İlkokul birinci sınıftaydım. Küçücük olduğumdan okula servisle gidip geliyordum. Annem lisenin ortalarına kadar küçücük kalacağımı bilseydi hiç servise vermezdi belki. Her neyse, bunlar üzücü konular.
Serviste, şoförün arkasındaki sırada oturuyordum. En solda biri vardı -kim olduğunu hatırlamamı benden beklemeyin- ve sırasıyla, Ayşe, ben ve bir bilinmeyen kişi daha. Ayşe benim için sıradan bir kız değildi. Serviste, sınıfımdan olan tek kişi oydu. Babası bakkaldı. Her sabah kapağında emzik olan su şişesiyle binerdi arabaya. Nasıl özenirdim o şişeye. Ayşe’nin bir diğer ayırt edici özelliği ise okula başlamadan evvel okuma ve yazma öğrenmesiydi. Bir de çirkin bir abiye sahipti, ikinci sınıftı. Birinci sınıfken ikinci sınıflar ne kadar büyük görünürdü gözüme. Şu an tüm ilkokul aynıdır gözümde. Bu hep böyle oldu.
Servise dönelim. Serviste, küçük sınıflar asla konuşmazdı. Doğanın kanunu. Arkada kendini yırtan birkaç kişi vardı. Klasik. Allah hepsinin belasını versin isterdim. Ayşe ve lacivert eteği yanımda duruyordu sessizce. Nasıl oldu, nereden çağrıştı bilmiyorum ama bir anda içimi korkunç bir arzu kapladı: Ayşe’nin bacağına dokunma arzusu!
Apartmanımızın dördüncü katında oturan bir arkadaşım vardı; benden dört beş yaş büyüktü; beni arada çağırır beraber porno izlerdik. İlk pornomu onunla izledim. Bu uzun süre devam etti. Çok garipti o zamanlar benim için porno film. İlk zamanlar yapılan her şey iğrenç gelirdi. Şimdi hiç öyle gelmiyor. Çoğu şeyin beni tahrik ettiğini söylemeliyim hatta. İzlerken cinsel organım olan çükümde garip ağrılar oluşuveriyordu. Böyle çişim gelmiş gibi. Ama değil de. Biri de demedi oğlum kalk bir mastürbasyon yap rahatla diye. Küçük yaşta mastürbasyon yapılır mı ki? İlk ne zaman yaptığımı keşke bir yere not etseydim. Hayli merak ettim şimdi. Ayşe’nin bacağına uzanma isteği yüksek ihtimal bu pornolar yüzünden oldu.
Biraz gerildikten sonra nasıl bir hayvanlıksa elimi kızın dizine koydum. Ve o an öyle bir titredim ki içten içe, o zamandan beri öyle bir titreme pek az nüfus etmiştir zarif bedenime. Elimi dizinde hafifçe gezdirdim. Bu arada gözlerim de elimde. Ayşe’den ne bir ses var ne bir hareket. Hoşuna mı gitti acaba? Sanmıyorum ya. Büyük ihtimalle ufacık bir kızın psikolojisini bozdum. Belki benden ötürü hala bakiredir bugün. Elimi birkaç saniye sonra çektim ve garip bir pişmanlık duydum içimde. Çükümde de o tarifsiz acıyı tabii. Şimdi sorarsanız pişman mıyım diye, hayır -derim. Çünkü bedelini ödedim. Anlatayım:
O olaydan bir gün sonra mı, o gün mü tam olarak hatırlamıyorum, okul binasının küçük kapılı girişinin önünde Ayşe’nin abisi beni kıstırdı. Kısa boyluydu ve çirkindi. Bayık ve sinirli gözlerle bana bakıp duruyordu. Gitmeye yeltendim, bir adım atarak önümü tekrar kesti. Sonra da bir anda yumruk atıp olay mahallini terk etti. Uzun bir sessizlik olduğu için öncesinde herhalde bir şey olmaz diye düşünmüştüm. Daha doğrusu bir şey olacağına ihtimal vermiyordum. Niçin? Çünkü daha önce bir fiske bile yememiştim. Hatırlıyorum da yumruk çok ağırıma gitmişti. Canım pek acımamıştı ama o kadar ağırıma gitmişti ki gözlerim dolmuştu. Bir erkeğin gururuyla böyle oynamaya kimsenin hakkı yok.
Alacağın olsun Ayşe!



6